Kandiyasis nedir?

Bağırsaklarımızın önemini ancak kabız olunca anlıyorsak vay halimize demek ki onların bize kendilerini sık sık hatırlatmaları gerekiyor.Bağırsaklarda yüz trilyon bakteri bizimle birlikte yaşar. Normal bağırsak florasında bu bakterilerin yüzde doksanının faydalı bakterilerden olması gerekir. Bazı nedenlerle yararlı bakteriler azalır, zararlılar çoğalır. Bifidobakteriyum ve laktobasillus adlı faydalı bakterilerin azalmasıyla bağırsak florasındaki denge kandida lehine bozulur. Antibiyotikler, antiasitler, mide ülseri ve reflü ilaçları, doğum kontrol hapları, şekerli ve beyaz unlu besinler, hormonlu besinler, tedavilerde kortizon kullanımı, klorlu su içilmesi, bağırsak parazit enfeksiyonları, alkol kullanımı, tetkik öncesi kullanılan barsak temizleyici ilaçlar, yağsız beslenme, kanser tedavileri (kemoterapi, radyoterapi) ve şeker hastalığı katkı maddeleri, ayçiçeği, mısır özü, soya ve margarinlerin omega-3,/omega-6 dengesini bozması, östrojen tedavileri, yanlış diyetler, laksatifler, asitli beslenme sonucu oluşan asidoz, yediğimiz hayvanlar ve bitkilerde kullanılan ilaçlar faydalı bakterilerin azalmasına ve bağırsaklarda kandida mantarı nufüsunun patlamasına yol açtı. Kısaca gıda ya da ilaç zannederek aldıklarımız, önce bağırsaklarımızın doğal florasını bozdu. Bağırsak geçirgenliğini arttırdı, kanımıza karışan sindirilmemiş maddeler, ağır metaller, katkı maddeleri ile birlikte kandida maya mantarı kılcal damarlara kadar ulaştı ve organlarımıza zarar vermeye başladı. Beslenme alışkanlıklarımızda hata yaptıkça bu gibi rahatsızlıklara hazır olmamız gerekiyor. Şekerli besinlerden biraz uzak durmamız da şart oldu. Gün içerisinde sürekli karbonhidrat içeren gıdalar tüketiyorsak örneğin ekmek, makarna yiyorsak bağırsaklarımız bizi anacaktır. Neyse ki antibiyotik alımında yasak geldi de öyle her canımız istediğimizde gidip eczaneden bu ilaçları alamıyoruz yoksa bize kalsa her gün bir tane yutarak midenin be ve bağırsakların anasını ağlatacağız. Yanlış diyetler, faydalı yağların beslenmeden çıkartılması, laksatif ilaç ve çayların çok kullanılması sonucu bağırsak florasının anasına ediyoruz. Enfeksiyonunun klasik bir belirtisi alkoliklerde ya da sarılıkta olduğu gibi, karaciğerde bozukluktur. Çünkü mantarlar aynı zamanda alkol de üretir. Bağırsaktaki maya mantarları şekeri alkole dönüştürür. Oluşan alkol, özellikle karaciğer için çok toksiktir. Candida maya mantarlarının oksijene gereksinimleri yoktur. Bu bakımdan ideal yerleşim yerleri ince bağırsaklardır. Burada mantarlar her zaman bol miktarlarda bulunan besin içerisinde yüzerler. İlk önce kendileri en önemli besin maddelerini alırlar. Artıkları asalak oldukları kişiye bırakırlar. Yani yaşadıkları vücudu asalak hale getirirler. Bu asalaklardan derhal kurtulalım ve buna hemen şimdi başlayalım yoksa onlar bizden kurtulacaklar sağlıkla kalın İclal.

 

Bilinçaltının bilinmeyenleri

Ana rahminden ölene kadar… Geçici olan ve geçici olmayan her şeyi kaydeden bir bilinçaltımız var. Siz bunu neden yaptım diye düşünürken devreye hep bilinçaltınız ve orada kayıtlı bilgiler girmiştir. Bilinçaltımız yaşadığımız korkuların, mutlulukların ve bilmediğimiz ama farkında olmadan yaptığımız her şeyin bir lokomotifidir. Son derece ahlaklıdır. Size öğretilen ve içinde yetiştirildiğiniz ahlaksal yapıya sıkı sıkıya bağlıdır. Tersi davranışlarda yaşanan suçluluk duygusu bazen bir ömür boyu sürer. Bu kez de bilinçaltı kişiyi cezalandıracak bir hastalık veya bir mahrumiyet yaratabilir. Tüm travesti bireyler özellikle sesleniyorum bilinçaltınız kabul etmediği hiçbir şeyi yapamazsınız. Süzgeçden geçmesi ve onaylanması gerekir. Sadece ondan istenecek konular hakkında dikkatli olmak gerekir. Sürekli ölmek istediğini söyleyen biri, sonunda bilinçaltını tedavisi çok zor ya da imkânsız bir hastalık yaratmaya itebilir. Bilinçaltımız ilişkilendirmeler, genellemeler yapar. Bir başka örnek: bahar aylarında acı bir kayıp yaşayan kişinin bilinçaltı bu acı ile baharı birbirine bağlayarak kişiye yıllarca süren bir döngüsel depresyon yaşatabilir. Çoğu zaman insanlar yıllar önce olan o olayı unutmuş olsalar bile bilinçaltı unutmaz. Bastırılmış anıları çözüm için sunar. Bir davranışın neden yapıldığını açıklamak ve “sahibini” korumak için bunu yapar. Ama sunduğu anının, o davranışla ilgili olması gerekmez. Sadece mantığınıza yatması ve o duygusal tepki için “sahibine” hak vermeniz yeterlidir. . Hücre düzeyinden sistemlere, sistemlerin uyumlu çalışmasına kadar bütün bedenin işleyişini bir an bile bırakmaksızın kontrol eder. Siz nefes almayı unutabilirsiniz ama o unutmaz. Bunu deneyen Bursa travestilerinden Burcu nefes almamak için uğraştı ama bilinçaltı buna izin vermedi farkına varmadan düzenli nefes almasını sağladı. Kısacası bilinçaltı bir bilgisayarın belleği gibi çalışır ama delete tuşu yoktur yani hiçbir şeyi silemez çöp kutusuna atamazsınız. Bilinçaltı sahibi ne isterse sahibine onu verir. Yalnız bilinçaltı çok istediğimiz veya hiç istemediğimiz şeylere, yani iyi konsantre olduğumuz şeylere ulaşmamızı çabuklaştırır. Bundan dolayı Hipnozda kişi hep olumlu olana, istenen duruma yönlendirilir. Bilinçaltının size yaptıramayacağı şey yoktur o nedenle bu konuyu dikkate alın ve ondan habersiz işler çevirmeye kalkmayın. Sevgilerimle travesti İclal.

Ben her şeyim

Biri size dair güzel bir söz söylediğinde bunu reddetmeyiniz. “Sen çok güzelsin” dendiğinde “Yo, kendimi hiç güzel bulmam” demeyin mesela. “Sen çok güzelsin” dendiğinde teşekkür edin. Hem karşınızdakine hem de siz de olan armağanı onurlandırın.

Hepimiz çok güzeliz. Hepimiz çok değerliyiz. Hepimiz eşsiziz. Önemli olan bunu kabul ederek yolumuza devam edebilmek. Kendimize neden güvenmekte ve inanmakta zorluk çekeriz biliyor musunuz? Hep örselenmek ve itelenmekle hayatımız geçiyor da ondan. Bu durumdan kurtulmanın çeşitli yolları var. En önce kendinizi beğenmeyi öğrenmelisiniz. Doyumlu, güvenli, sevilen, ilham verici, ışık saçan, hoş, şirin, neşeli, bağışlayıcı, canlı, hayallerini gerçekleştirmiş, enerjik, esnek, kabul edici, sağlıklı, yetenekli, akıllı, onurlu, başarılı, aydınlanmış, eğlenceli, özgür, bilgili, zengin, dengeli, mutlu, arzu edilen, coşkulu, cesur, şanslı, sanatçı, parlak, bilinçli, romantik, sıcak kalpli, yumuşak, duyarlı, arzu edilebilir, hoşnut, uyumlu, sakin, kaygısız, cömert, kararlı, sabırlı, olgun, gönüllü, dingin, adil, iyi konuşan, temiz, üretken, kendine güvenen, korkusuz, yaşam dolu, yenilikçi, büyüleyici, cesur, harikulade, lider, sağlam, şampiyon, sade, içten, verimli, aktif, spritüel, spontane, düzenli, değerli, sevgi dolu, yargılamayan, şeffaf… Bunların hepsi benim ben bu dünyada her şeyim demeyi öğrenin kendinize ve önünüzün açılmasını bekleyin. Yaşadığı negatif olaylar sonrasında özgüven eksikliği yaşayan Bursa travestilerinden bir dostum sonunda ısrarlarımızla psikolojik tedavi görmeyi kabul etti. Terapilerin daha ilkinde iki kişiyi karşılıklı oturtup birbirlerine güzel sözler söylenmesi istenmiş. Buradaki amaç güzel sözler duymaya alışkanlık yaratmak. – Ben başarılıyım, diyorsun. Karşı taraf gözlerinin içine bakarak;– Sen başarılısın, diyor. Bu diyalog, bu olumlamanın kalpten inanarak söylendiğine karar verilinceye kadar devam ediyor. Sonuçta birkaç travesti birey bu terapi sayesinde yeniden özgüvenlerini kazanıyorlar. Birçoğumuz başkalarından daha yetenekli, daha yaratıcı, daha kararlı olmadığımıza inancımızı güçlendirmek için savunma mekanizmaları donatırız. Kendimize bir türlü iyi şeyleri yakıştıramayız, siz kendinizi şişmanlamış bulur, tartılar yalan söylemezken “Zayıfım” diyemezsiniz belki… Ama “Zayıfım, sağlıklıyım” demeye başladığınız zaman diyet işe yaramaya başlar. Zayıfladığınızı ve sağlıklı olduğunuzu gösterir hızla size aynalar, artık kendimize inanmak ve ben her şeyim demek zamanı. Ben size inanıyorum. Sevgiler travesti iclal.

Her şey kendine güvenmekle başlar

Olması gereken düzeyde bir özgüvene sahip bulunduğumuzda ise; en iyi için çaba göstereceğimizi ve kabul edilebilir bir sonuç ortaya koyacağımızı bilerek işleri ele alırız. Özgüven hedeflerimizin peşinden giderken bize güç verir. Başarılarımızla doyum ve rahatlık hissetmemize izin verir. Özgüvenimizin güçlü olması durumunda başarı bize doğal ve doğru gelir.

Özgüvenimizin zayıfladığı durumlarda yapabileceğimiz ilk iş, hiç kimsenin mükemmel olmadığını kabul etmektir. Belki, başka insanların sizin sahip olmadığınız becerileri vardır. Ancak, siz de büyük olasılıkla onların yapamadığı bazı şeyleri yapabiliyorsunuz. Hiç kimse mükemmel olamayacağından hayatımız boyunca başkalarından yardım almamızı gerektirecek olaylarla karşılaşırız. Bu durumlarda kime ne kadar güveneceğinizi de bilmek zorundasınız. Size en yakın olan ve her durumda yanınızda olacak insan sayısı ne kadar çok olursa hayata o derece sıkı bağlanırsınız. Yanınızdan güvendiğiniz dostları eksik etmeyin. Yapacağınız her işte atacağınızın her adımda kendinize güvenin ya da güvenmeyi sevdiklerinize mutlaka danışın. Onarın sizin için daha iyi bir önerisi olabilir. Bursa travestilerinden bir arkadaşımın söylediği sözde olduğu gibi “ben her şeye tek başıma ilaç olamam.” Bu sözü unutmadan ama mutlaka kendinize fırsatlar vererek yaşayın. Eğer, siz de özgüveninizi kazanmak ve geliştirmek istiyorsanız, yeteneklerinizi önemseyin ve kabuğunuzdan çıkın. Daha rahat ve girişken davranmayı öğrenin. Fikirlerinizi daha sesli ifade edin. Sorumluluklar alın. İş yaşamınızda karar alma süreçlerinde ve uygulamalarda daha aktif olarak kendinizi gösterin. Enerjik olmak için bu tür insanları kendinize örnek alın. Cesaretli olun, hata yapmaktan korkmayın. Başarısızlıkların birer ders olduğunu ya da başarı yolunda küçük molalar olduğunu düşünün. Elde ettiğiniz her başarıyla özgüveninizin arttığını göreceksiniz. Tüm yapabileceklerinizi aklınıza getirin, yapamayacaklarınız için fazlaca endişelenmeyin, onlara takılıp kalmayın.

Özgüveni artırmanın iyi bir yolu, yaşamdaki başarılarımızı hatırlamaktır. Sahip olduğumuz tüm yeteneklerimizi, iyi kullandığımız becerilerimizi aklımıza getirelim ve güvenli davranarak kazançlı çıktığımız zamanları hatırlayalım. Güzel günler kendinize güvenmekle ve bunun sonunda yaşanan başarılarla gelecektir. Lütfen asla ben yapamam duygusuna kapılmayın, sınırlarınız zorlayın emin olun başaranlardan hiçbir eksiğiniz yok. Saygılarımla.

 

Yeni trend ayrılık notu

Zamanı durdurabilene aşk olsun. O kadar hızla akan zaman biz çocukken sanki hiç geçmiyor ve biz bir türlü büyümüyorduk oysa şimdilerde orta yaşa erince zaman su gibi akıyor. Her şey ne kadar hızlı değişiyor farkında mısınız son dönemde. Jet hızıyla yaşanıyor her şey. Yemeklerin, ilişkilerin, şarkıların hızla tüketildiği bir dönemde duyguların sürekli değişip kendi çapında borsacılık oynaması kaçınılmaz bir şey tabii.

Düşünsenize daha birkaç yıl önce kıyametin kopmasını bile beklemiştik. Dünyanın sonunun geldiğine nasıl inandıysak, durumu müsait olanlar kıyametin uğramayacağı düşünülen şirin bir ilçemize kapağı atmıştı. Ama olmadı kıyamet kopmadı ve bizler hala hızla geçen zaman diliminde teknolojiye ayak uydurmaya çalışarak yaşıyoruz. Geçenlerde bir partide eski bir arkadaşımla karşılaştım çok mutsuz olduğunu fark edince yanına gidip -hayrola Karadeniz’de gemilerin mi battı dedim demez olaydım meğer ne kadar da doluymuş hemen iki gözü iki çeşme ağlamaya başladı. Onu o mekandan çıkarıp daha sessiz bir yere götürdükten sonra bana başından geçenleri anlattı. Bir sevgilisi varmış düğün arefesinde sadece kısa bir not bırakarak ortadan kaybolmuş notta kusura bakma yapamayacağım yazıyormuş. Oysa düğüne sadece iki gün varmış ve oturacakları evden balayı biletlerine, otel rezervasyonuna kadar her şey hazırmış. Sevgilisiyle mutlu mesut yaşarken ne zaman evlilik olayına girdiler de oradan ayrılığa geçtiler anlamadım. Zaten önemli olan da bu değil şimdi meselemiz ayrılma olayının bu kadar kolay olması. Bir kısacık not yazıp bırakıyorsun ve senin için zaman duruyor. Belki de başka bir boyuta geçiyorsundur. Ama bilmemiz gereken tek şey artık bu dünya yaşanması oldukça zorlu bir yer olmuş. ‘Yapamıyorum’ ne yahu, kumdan kale mi bu? Çocuk oyuncağı mı? Bazı erkekler o anı yaşamayı, hayal kurmayı çok seviyor da, sonrasında olay zamanı gelince böyle sırra kadem basıyorlar. Birini denk getirsek soracağım da yok böyle kısa not yazıp kaybolanlar bir daha ortaya çıkmıyorlar. Belki onlarda da biraz utanma duygusu vardır ne dersiniz? O yüzden de sırra kadem basmayı tercih ediyorlardır. Her neyse sinirlerim tavan yapmadan hoşcakalın.

Kimono geri döndü

Benim aklıma kimono deyince hep o Japon geyşalarının giydiği abuk sabuk kıyafet geliyor. Kimono modasının yeniden başladığını duyunca da ortalığı geyşalar dolduracak sanmıştım ama yanılmışım. Kimono trendi aldı başını gitti. Nerede birini görsem sağından solunda püsküller sallanan bir şeyler var üzerinde. 5 yıl önce giyin şunları deseler sabahlıkla sokağa mı çıkacağız derdik. Ama şimdi maşallah saten pijama moda desek sokaklar yatak odası gibi olacak. Moda denince aklımızı peynir ekmekle yemiş gibi davranıyoruz. İşin açıkçası travesti İclal olarak ben modanın kendine yakışanı giymek olan kısmında kalmışım. Galiba bu konuda biraz eski kafalıyım. Plajlarda ve sokak stilinde çok farklı kombinler ile kullanılan ve oldukça kullanışlı olan kimonoların renk, boy, kumaş gibi apayrı onlarca seçeneği var. Şort üzerine giydiğiniz kimonoyu, plajda mayonun üzerine giyip, akşam da içinize kombinezon giyip belinize havalı bir kemer veya eşarptan kuşak yaptığınızda, akşam yemeği ve kulüp için oldukça iddialı ve şık oluyor. Şimdilerde plajları dolduran şık kadınları kimono tarzı ile seyretmeye doyamazsınız.

Demek ki kimono denilince öyle hemencecik geyşalar aklımıza gelmeyecekmiş, ben delikanlı travestiler gördüm kimonosuyla harikalar yaratan bilemezsiniz. İlk aklıma gelen Bursa travestilerinden Esra, kimono ona yakıştığı gibi en iddialı artistlere bile yakışmıyor. Hay be Esra sen neymişsin demekten kendimi alamıyorum. Size de tavsiyem gezin bir dükkanları alın kimonolarınızı da millet kadın görsün.

Bazen tarz olacağım diye kendini komik duruma düşüren o kadar insan görüyorum ki inanmazsınız. İşin kötüsü benimle birlikte aklı yerinde olan herkes benim gibi düşünüyor. O komik kıyafetleri giyenlerde rezil olduğuyla kalıyor.  Yok o kadar da rezil olmaya hakları ama ne yaparsınız çeşme, Bodrum gibi tatil yerleri kendini şık zanneden komik görünümlü insanlarla dolup taşıyor. Sana yakışanı giy tatlım bu kadar da uzuca kaçma bak bizim kızlardan biraz örnek al. Ne hakkın var senin benim göz zevkimi bozmaya, ha bir de şu şıpıdık terlik modası geri dönerse aman diyorum sakın almaya kalkmayın. Plajda herkes dinlenmeye çalışırken yanımdan geçen kadının ayağından çıkan şıpıdık sesine de tahammül edemeyeceğim. Her neyse kızlar siz işinizi bilirsiniz ben daha fazla kafa ütülemeden sıvışayım. Hoşcakalın.

Ah bu başıboş köpekler

Gece saatlerde bir yerlerden dönüyorsam arabamdan inmeden önce etrafı bir kol açan ediyorum. Etrafta başıboş köpek varsa onlar uzaklaşmadan arabamdan inmiyorum. Neden diyeceksiniz sokağa bırakılan bu evcil köpeklerin üç beş tanesi bir araya gelince çok kahraman oluyorlar ve hemen size saldırıya geçiyorlar. Geçenlerde Bursa travestilerinden bir arkadaşımla bir mekandan çıktık arabamıza kadar yürüyoruz durduk yere bu köpeklerle karşılaştık. Köpekler bize havlamaya ve üzerimize doğru koşmaya başladılar. Normal şartlar altında köpek korkum yoktur ama o an yanımda olsaydınız eminim sizde bu köpeklerden ürkerdiniz.

Arkadaşım eline bir taş alıp köpeklere doğru atınca köpekler daha azgın bir şekilde koşmaya başladılar. Bildiğimiz bütün yöntemleri denememize rağmen köpeklerin bizi arabaya kadar takip etmesine engel olamadık. Geceleri sahiplerinin dolaştırmaya üşendiği için sokağa saldıkları bu evcil köpekler meğer sokak köpeklerinden daha tehlikeli olabiliyorlarmış.

İşin kötü yanı sabah erken yürüyüşe çıkmayı seven biri olarak bu hobimden de başıboş köpekler yüzünden vazgeçmek zorunda kaldım. Köpek sahiplerine buradan seslenmek istiyorum. Bakamıyorsanız beslemeyin arkadaşım. Bir gün köpeğiniz yüzünden başınız çok kötü belaya girebilir. Herhalde ben bu yüzden kedi beslemeyi seviyorum. Koyuyorsun kumunu mamasını hayvan hiç dışarı çıkmak istemiyor.

Her neyse o geceden sonra köpeklerle nasıl başa çıkabilirim diye bir uzmana sordum. Aldığım cevaplar beni oldukça şaşırttı meğer ne kadar çok doğru bildiğimiz yanlış varmış. Köpekler insanların kokusunu çok uzaktan alırlarmış yani siz köpeği girmeden o sizin orada olduğunuzu ve yaydığınız kokudan hangi duyguda olduğunuzu anlarmış.

O nedenle köpekten korktuğunuzu asla belli etmeyin.  Köpekle göz teması kurmayın. Onlara taş ya da benzeri şeyler atmayın. Yavaş hareketlerle yanlarından hiçbir şey yokmuş gibi geçip gidin. Köpekten kaçmaya çalıştığınızda sizin onunla oyun oynadığınızı düşünerek mutlaka sizi kovalayacaktır. Kafasına vurmaya kalkmayın çünkü köpeklerin kafası çok sağlamdır bu onu sadece sinirlendirir. Elinizde bir sopa varsa kafası hariç başka yerlerine vurabilirsiniz, tekmelemeyin. Aslında bir hayvan sever olarak zorda kalmadıkça köpeklere şiddet uygulamayın demek istiyorum. Köpekler siz onlara tehdit olmadıkça size zarar vermeyeceklerdir. Tabi kudurmuş olanlar için bu kural geçerli değil. Size zarar vereceğini düşündüğünüz bir köpek varsa ona biber gazı sıkarak olay yerinde hızla uzaklaşabilirsiniz. Çantanızda biber gazınız varsa tabi. Yoksa köpeğin size ulaşamayacağı bir yere çıkıp belediyeye haber verebilirsiniz. Artık belediyeler başıboş köpekleri toplayarak barınaklara götürüyorlar. Aman kendinize dikkat edin.

Bu yazı için verilmiş etiket bursa travestileri, antalya travestileri sakarya travestileri ve kocaeli travestileri

Telefonuma mesaj yağıyor

 Telefonunuzun mesaj kutusunu sizde benim gibi temizlemekten bıktınız değil mi? Bir Mayıs tarihi ile reklam amaçlı mesajlara uygulanacak astronomik cezalar yüzünden firmalar mesaj yağdırmaya hatta artık telefonumun mesaj kutusunu bombalamaya başladılar.

Elektronik ticarette pazarlama ve tanıtım amaçlı ‘istenmeyen’ mesaj, arama ve e-posta gibi uygulamaların son bulmasına sayılı günler kala, şirketler ‘onay’ alabilmek için sıraya girdiler desem yeridir. Gün içerisinde gelen mesajların çokluğu bir yana mesaj kutusuna onay vermem karşılığında hediye dağıtanlar bile çıktı. Adını vermek istemediğim bir banka bugün on kez mesaj yollayıp, resmen onaylarsan tablet hediyemiz var diyerek beni ketenpereye almaya çalıştı. Son model telefon vaat edeninden, bilgisayar çekilişine davet edenlerine kadar telefonumda yer gök mesaj kaynıyor.

Aslında bazılarından mesaj almaya devam etmek istiyorum ama elimi verip kolumu kaptırmaktan korktuğum için şimdilik elim onay vermeye gitmiyor. Eminim pek çoğunuz da benimle aynı durumda yani iki arada bir derede kalmıştır. Mesajları o kadar hızlı silmeye başlamışım ki, Ankara travestilerinden bir arkadaşın akşam yemeği randevusu için attığı mesajda onlarla birlikte çöp kutusunu boylamış. Benden cevap alamayan arkadaşım da geçen günkü tartışma nedeniyle ona tavır yaptığımı zannedip, araya birkaç arkadaş sokmaya çalışmış, sizin anlayacağınız magdurum ve arkadaşlarımın sürekli arayıp, hesap soruyor. Yok ben yemek davetine niye katılmamışım? Normalde kolay kırılan her şeyi kafaya takan biri olmadığımdan olacak hepsi ağız birliği yapıp, bu sefer galiba onu üzdük diyerek senaryo üretmeye başlamışlar.

Malum siz kendinizi herkese tek tek açıklayana kadar dedikodu almış başını gitmiş. Yıllardır görmediğim Bursa travestilerinden, Manisa travestilerinden bile arayanlar oldu. Vay canına resmen bir mesaj yüzünden olay oldum. Şimdi hepsine mesaj atıp durumu açıklardım ama sanırım onlar da benim gibi mesaj yağmurundan bıktıklarından benim mesaj bu katakullide arada kaynayıp gider.

Gel artık bir Mayıs ve beni kurtar bu mesaj bolluğundan, yoksa ben mesaj silmekten ve birilerine telefonda dert anlatmaktan helak olacağım. Bilgisayarımı açıp bira oyalanayım diyerek cep telefonumu kapattım. Durum orada aynı ben internette gezerken mesaj kutum sürekli yeni mesaj sinyali vererek açılıyor. Mesaj sesini o kadar severek yüklemiştim ama ondan da bıkkınlık geldi.Yeter artık diye çıkıp sokaklarda bağırasım var. Yeter ben artık mesaj istemiyorum lütfen, lütfen….

Yaza fit girin

Ah yine yaz geliyor biz hanımları bir telaş almış durumda, geçen yaz giydiğimiz elbiseler dar geliyor, bikinimizden yağlar taşıyor. Hadi hemen koşup bir spor salonuna yazılalım ve fazlalıklarımızdan kurtulalım.

Yaza istediğiniz kiloyla merhaba demek için bu şart, salata yemek, bol su içmek, spor yapmak ve üç beyazı yeniden bir kenara bırakmak gerekiyor. Ama ben bu yaz diyetlerden iyice sıkıldım. Yazın ver,kışın al hep aynı döngü dönüp duruyor. Oysa bilim adamları zayıflamak için yeni bir yol keşfetmiş hem de bu yol hepimizin bayıldığı bir konu üzerine. Tabi aramızda bu yolun keşfini önceden yapanların yazla zayıflama ile bir derdi de yok. Kim mi onlar? Sevenler sevilenler desek kısaca yanlış olmaz. Yaza girerken sağlam bir sevgili edinen Konya travestilerinden Bade, şimdiden beş kilo vermiş. Nasıl olur demeyin dinleyin.

Dünyanın en kolay kalori yaktıran olayının seks olduğu anlaşılmış, öpüşmek bile kişiye otuz kalori verdiriyormuş. Takın sevgilinizi kolunuza, silin spor salonundan isminizi gezin tozun. Sevdiğiniz kişiye masajlar yapın, bol bol öpüşün. İki yüz kaloriyi bir saatte verin. İşin açıkcası ben o kaloriyi yakmak için koşu bandında  iki saat ter döküyorum. Maalesef bu aralar bir sevgilim yok. Hayırlısından bir tane bulursam zayıflama moduna girerim. Şimdilik spor salonuna ve sağlıklı beslenmeye devam.

Güzel bir sekse hele bir de doyuma ulaştıysanız en az beş yüz kalorinin vücuttan atılmasını sağlıyormuş. En seksi diyet bu olsa gerek. Ah bazı arkadaşlar olur mu öyle şey demeye başladı bile, denemekten kime ne zarar gelir ki, deneyin görün. Olmazsa konuşursunuz. Yaz tatili esnasında da yanınızda olacak bir sevgiliniz varsa, yazın iyi geçmesi de  garanti edilir.

Benim bu yaz tatilde nerede olacağım henüz belli değil fakat pek çok travesti arkadas ve trans, gay, normal üye arkadaştan davet aldım. Birini seçmek ve karar vermek için önümde bolca vakit var. Bakarsınız bu arada ben de bir sevgili bulur düşman çatlatırken fit bir vücuda da sahip olurum. Yaza fit girmenin yolunu seks olarak açıklayan bilim adamlarını yalancı çıkarmak istemeyiz. Sevgiyle kalın.